10 Ekim 2022 Pazartesi

 PİERRE BOURDİEU - 1

 

Pierre Bourdieu 1930 yılında Fransa’nın Pirene-Atlantik şehrinin Bearn köyünde doğmuş, 2002 yılında hayatını kaybetmiş ama yaşadığı döneme, bugünümüze ve geleceğe ismini yazdırmış ve yazdıracak olan önemli bir sosyologtur.

Bourdieu’nun yaşamının sosyolojiyle kesişmesi, Cezayir’de zorunlu askerlik görevini yapmasıyla gerçekleşir.

Cezayir ve Fransa arasındaki çatışmalarda, Cezayir’in safında yer almış ve Cezayir’in Sosyolojisi (1958), Kökünden Koparma (1964) kitaplarını yazmıştır.

Cezayir’in Kabil bölgesi köylüleri üzerine yaptığı antropolojik çalışması ona sosyolojik kuramının temellerini atma imkanı vermiştir.

Bourdieu ile ilgili yazılanları okuduğumuzda zamanla bir halk kahramanına dönüştüğünü söylemek mümkün.

Beyaz bir vatandaş olmasına rağmen, siyahların mücadelesinin yanında kendini konumlandırması ve sahaya inen bir sosyolog olması her zaman takdir toplamasını sağlamış.

Bir taşradan gelmiş olmasına rağmen, kazandığı burs ile seçkin Fransızlar’ın gittiği Ecole Normale Superieure’de eğitim görmüştür.

Okul arkadaşları aksanıyla ve geldiği yerle dalga geçtiği için mutlu bir eğitim yaşamı geçirmemiştir, ancak yaşadığı bu deneyimlerin onu bugünkü bulunduğu noktaya getirdiğini dile getirmektedir.

Cezayir Savaşı’nın sonunda (1960-1961) Paris’te asistan, sonra 1961’den 1964’e kadar Lille’de misafir öğretim üyesi olarak görev aldı.

1981’de Collége de France’ın Sosyoloji kürsüsüne atandı.

Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales’teki çalışmalarda ve 1975’teki kuruluşundan itibaren Actes de la Recherce en Sciences  Sociales (ARSS) dergisinde yöneticilik yaptı.

1993’te CNRS (Centre National de la Recherce Scientifique Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi)’in Altın Nişanını kazandı.

Bourdieu 23 Ocak 2002’de yaşamını yitirdi.

En önemli özelliklerinden bir tanesi ise zıt gibi görünen birçok kavram ve kuramı bir araya getirme çabası.

Sosyologlar arasında kutuplaşmaya sebep olan inşacılık ve yapısalcılığı birleştiren Bourdieu, her kavram ve kuramın incelenen olgu ve olaya göre açıklayıcılığının değişebileceğini, bu yüzden hiçbir kavram ve kuramın dışlanamayacağını aynı zamanda hiçbirinin de genel geçer kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır.

Salt yapıya veya salt bireye vurgu yapan çalışmaların, vurgu yapmadıkları gerçeklikleri sürekli olarak gözden kaçırdıklarını belirten Bourdieu, ikili yönünü ya yapısalcı inşacılık ya da inşacı yapısalcılık olarak belirtmiştir.

 Ona göre, incelenen olay veya olgunun tüm tarihsel geri planının bilinmesi gerekir.

Teorik ve tarihi altyapının tek başlarına açıklayıcı olmadığını öne süren Bourdieu, kurulan teorinin pratiğe dökülmesi gerektiğini ve pratiği olmayan teorinin doğrulanamaz olduğunu belirtir.

Pratik ve kuram arasındaki bu dönüşümlü süreç Bourdieu sosyolojisinin “düşünümsel” (reflexive) özelliğini temsil eder.

Söz konusu düşünümselliğin temellerini Bourdieu’nün yaşam öyküsünde görmek mümkündür.

 Aldığı felsefe eğitiminin üzerine yaşadığı Cezayir deneyimi ve bu deneyim sırasında yaptığı görüşmeler, aldığı notlar ve çektiği fotoğraflar kendi metodolojik çerçevesinin de oluşmasını sağlamıştır.

Bu çerçeve o kadar iç içe geçmiş bir haldedir ki, tek tek tanımlanmaya başlandığında düşünümsel sosyolojinin kavramlarından hiçbirinin diğerinden bağımsız ele alınamayacağı görülür.

İçlerinden birisi tek başına ele alınmaya çalışıldığında, diğer kavramlar olmadan çok da işlevsel olmadığı rahatlıkla görülebilecektir.

Bu yüzden Bourdieu her zaman alan, habitus, doxa, illusio, sermaye gibi kavramları hep bir arada ele alarak tanımlama yoluna gitmektedir.

Bourdieu’nun düşünümsel sosyolojisinin en önemli özelliklerinden birisi yapı ve birey arasındaki diyalektik sürece odaklanması ve bu odaklanma sürecinde araştırmacının kendisine de incelenen olayın/olgunun bir parçasıymış gibi bakmasını öğütlemesidir.

Araştırmacı bu sayede incelediği olayın/olgunun hangi tarihsel şartlar altında ve hangi karşılıklı etkilerle içinde bulunduğu duruma ulaştığını ve kendisinin de hangi noktadan olaya yaklaştığını kendi tarihsel kültürel ve toplumsal arka planını hesaba katarak rahatlıkla görebilecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KRİZİ ‘ÇOKLUK’ KAVRAMIYLA ANLAMAK: BİYOPOLİTİKA, GÜÇ VE İÇKİNLİK   Başlangıç olarak , sözlükteki karşılıklarına bakılırsa,  halk ’ın söz...