21 Ocak 2023 Cumartesi

 AĞ TOPLUMU

 

 

Nesnel gerçekliği sağlayan dış bilgi;gerçekliğin öznel, içsel oluşumunu tanımlayan iç bilgi; son olarak dış dünya ve iç dünya arasındaki bağlantıyı kurmayı sağlayan sezgisel bilgidir.     

Bu görüşe ek olarak genel anlamda iki türlü bilginin varlığından bahsedebiliriz.

Bunlardan birincisi açık bilgi, diğeri ise örtük bilgidir.

 Açık bilgiyi gerçekler, kurallar ve ilişkiler gibi doğruluğunu tartışmaya ihtiyaç duymadığımız ve erişilebilir ortamlarda yer alan bilgi olarak tanımlamaktadır.

Açık bilgi, ifade edilebilir ve aktarılabilir bilgidir.                                                                                Diğer bilgi türü ise Polanyi tarafından ifade edilen örtük bilgidir.

Örtük bilgi sezgiseldir ve doğrudan ifade edilmesi güç olan bilgidir.                                           Genellikle keşif ve deneyim yoluyla elde edilir.

Moggridge, açık bilgiyi bir buzdağının su seviyesinin üstünde                                            görünen kısmına benzetmektedir.

Örtük bilgi ise doğrudan gözlenemez ve su seviyesinin altındadır.    

     Bir buzdağını bütünüyle anlamak, tüm kitleye ilişkin bilgi sahibi olmak için hem su seviyesi üstündeki hem de su seviyesi altındaki kısmın bilgisine sahip olmak gerekir.

Açık ve örtük bilgi, buzdağı örneğinde olduğu gibi birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları gibidir. Tek farkları açık bilgi somut; örtük bilgi ise soyut, gizil bir yapıdadır.

Günümüzde bilginin sahip olduğu farklı düzeyleri ve süreçleri ifade etmek için bilgiyi tanımlayan farklı kavramlar kullanılmaktadır.

 Kavramlar veri , enformasyon, bilgi ve bilgeliktir.

Veri : Araştırma, yaratma, toplama ve keşif yoluyla elde edilir.

Yapılandırılmamış, işlenmemiş ham gerçeklerdir.

• Enformasyon: Bir bağlam içerisinde yer alan veri enformasyondur.

                       Çıkarım yapabilmek için organize edilen veridir.

Enformasyon veriye göre daha fazla yapılandırılmıştır ve daha fazla anlamı vardır.

• Bilgi: Farklı açılardan bakma ve deneyim yoluyla oluşur.

                           Enformasyonun statik yapısına karşın, bilgiye anlam yüklendiği için dinamiktir.

• Bilgelik: Anlamanın nihai aşamasıdır.

Bilgi gibi bilgelik de kişiyle anlam bulur, kişinin içinde yaşar.

Veri ve enformasyon geçmişle ilgilenir; gerçekler geçmişte toplanır                                                 ve bir bağlama sokulur.  

Bilgi şimdiyle ilgilidir; içselleşir ve bir parçamız olur.

Bununla beraber bilgelik gelecekle ilgilidir.                                                                                            

Bilgelik şu anda veya geçmişte ne olduğuyla ilgilenmez.                                                                 

Bilgelikle gelecekte ne olacağıyla ilgileniriz.                                                                                                                                                      

Bu kavramlar arasındaki ilişkiyi kısaca özetlersek veri enformasyonun, enformasyon bilginin, bilgi ise bilgeliğin hammaddesidir.

Sümerlilerin M.Ö 3000’li yıllarda yazıyı, 1450 yılında Gutenberg’in matbaayı icat etmesi bilginin saklanması, yayılması ve bilgiye erişilmesi noktasında tarihteki önemli dönüm noktalarıdır.

Bununla beraber 1969 yılında ARPANET, 1989 yılında World Wide Web’in ve1993 yılında ilk internet tarayıcısının icadı ile insanların ağa erişimin sağlanması ise bilginin kaderini değiştiren; bilgi çağı, dijital çağ gibi isimlerle adlandırılan bir devrin başlamasının en önemli nedenlerindendir.

 

Gerçek hayatta olduğu gibi ağlar üzerinde de bir bilgi eko sistemi vardır.

Bilgi, ağ toplumunda ağın sınırları ile aynı sınırlıklara sahiptir.

Bilgi edilgen, bilen etken olduğu sürece bilginin sınırları ister öz biliş olsun ister meta biliş olsun, anlam ve varlık bulduğu ortamın sınırlılıkları ile aynı olacaktır.  

Ancak, semantik unsurlar geliştikçe, ağ üzerinde edilgen yapıda bulunan bilgi gittikçe etken bir yapıya dönüşecektir.

 

BİLGİ - KOLEKTİF BİLGİ

Birey ve biliş vardır.

Ağa bağlanan bireyler ve meta biliş vardır.

 Biliş insan beyninde gerçekleşen organik bir süreçtir.

Biliş küresel beyinde (ağlarda) gerçekleşen sanal bir süreçtir.

Anlam içselleştirmeyle oluşur.

Anlam bağlar kurarak oluşur.

Bilen-Bilinen: İnsan ve gerçekler arasındaki ilişkiden doğar.

Bilen ve bilinen: İnsanlar ve ağlardaki bilginin işlenmesinden doğar.

Birey biliş sürecinde kuluçkadır, biliş zihinde oluşur.

Birey biliş sürecinde algılayıcıdır, biliş ağlarda oluşur.

Gerçek bir hayat vardır ve insanlar bu hayatın bir parçasıdır.

Sanal bir hayat vardır ve insanlar bu hayatın parçasıdır.

Bireysel biliş.

Kolektif biliş.

 

Bilgiyi bilmek önemlidir.

Bilginin nerede olduğunu bilmek ve örüntüler arasında ilişki kurabilmek önemlidir

Doğru bilgiye muhakeme edilerek ulaşılır.

Doğru bilgiye filtreleyerek ulaşılır

Bilgi güçtür, bilgiyi yöneten güce sahip olur.

Bilgi güçtür, bilgiyi yöneten güce sahip olur.

McLuhan’a göre elektronik çağ olarak nitelenen günümüz dünyası ağlar tarafından sarılmıştır ve dijital ağlar insanların organik sinir sistemlerinin bir uzantısıdır.

Bilginin yarı ömrü Machlup (1962) tarafından ortaya atılan bir kavramdır.

 

Bu tanıma göre günümüzde bilgiye erişildiğinde bilgi çoktan                                                                   doğru ve güncel olarak kabul edilecek ömrünün yarısına ulaşmıştır.

 

Yeni bilgilerin çok hızlı bir şekilde ortaya çıkması eski bilgilerin güncelliğini yitirmesine sebep olmakta, bilginin güncelliği yıllardan aylara kadar düşebilmektedir.                                          

 

İnternetin icat edilmesiyle yaklaşık son 25 yılda elde edilen bilgi

neredeyse tüm insanlık tarihi boyunca elde edilen bilgi miktarına eşittir.

 

Bu gerçek bizlere bilgi yönetiminin önemini bir kez daha göstermektedir.                                        

 

Fuller’e göre bilgi günümüzde katlanarak artmaktadır ve her geçen gün bilginin yarı ömrü için atfedilen zaman giderek daha da kısalmaktadır.

 

Fuller, 1900’lü yıllara kadar bilginin yaklaşık her yüzyılda bir katlandığını, İkinci Dünya Savaşının sonunda bu sürenin 25 yıla düştüğünü, günümüzde ise her 18 ayda bir bilginin katlanarak büyüdüğünü ifade etmektedir.                                                                   

Büyümenin hızı gittikçe artmaktadır.

 

IBM (2006) bilginin katlanma hızının yakın gelecekte aylara, haftalara, günlere ve hatta saatlere kadar düşeceğini ifade etmektedir.

 

Siemens’in (2006) ağ yapısı düşüncesine göre bilginin devinimi bireyde, grupta veya toplumda bilginin üretilmesiyle başlar aşağıda yer alan basamaklardan geçer:

 

• Birlikte oluşturma,

 

• Yayılım

 

• Kilit fikirlerin iletimi,

 

• Kişiselleştirme,

 

• Uygulama

 

Hiyerarşik yapıların statik yapısına karşın ağlar dinamiktir ve                                                                     bu durum bilginin doğasını da doğrudan ilgilendirmektedir.

 

Bağlantıcılık, dijital çağda ağlar üzerinde öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini açıklayan bir kuram olarak açıklamaktadır.

 

Bağlantıcılığa göre öğrenmenin, yani bilgiyi edinmenin ön koşulu ağlara katılmak, ağ oluşturmak ve bu ağlarda yer alan örüntüleri anlamlandırmaktan geçer.

 

Siemens, dijital çağda önemli olan ile önemli olmayan bilgi arasındaki farkın ayrımına varmanın çok değerli olduğunu, yarın neye ihtiyacımız olacağını bilme becerisinin bugün bilinenden daha önemli olduğunu ifade etmektedir.

 

Bir ağ yapısı düğümler ve o düğümleri birbiriyle ilişkilendiren bağlardan oluşur.

                                                                                                                                          Bağlantıcılığa göre hemen hemen her şey bir düğüm olabilir.

Düşünceler, duygular, başkalarıyla etkileşimler, yeni bir veri veya                                    enformasyon da bir düğüm olabilir.                                                                                                                     

 

Bu düğümlerin bir araya gelmesi ağı oluşturur.

 

Ağ bir kez oluşturulunca bilgi bir alandan diğerine akar.

 

Düğümlerin arasındaki bağlantı ne kadar güçlüyse, bilgi akışı da o kadar güçlü olur.

 

Bağlantıcılık bilginin sadece bilişsel bir süreç olmadığını, bilginin ve gerçeğin farklı biçimler şeklinde de olabileceğini iddia etmektedir.                                                                                 

 

Bağlantıcılığın prensipleri ise aşağıdaki gibidir:

 

• Öğrenme ve bilgi, fikirlerin çeşitliliğinde yatar.

 

• Öğrenme, belirli düğümlerin veya bilgi kaynaklarının bağlanma sürecidir.

 

• Öğrenme, insanın bilişi dışında (insan dışı durum veya ortamlarda) gerçekleşebilir.

 

• Öğrenme kapasitesi, şu anda bilinenden daha önemlidir.

 

• Öğrenmenin devamlılığını sağlamak için bağları devam ettirmeli ve beslemeliyiz.

 

• Alanlar, fikirler ve kavramlar arasındaki bağları görebilmek temel beceridir.

 

• Tüm bağlantıcı öğrenme etkinliklerinin amacı doğru, güncel bilgidir.

 

• Karar verme sürecinin kendisi bir öğrenme sürecidir.

 

Neyin öğrenileceğine karar vermek ve yeni bilginin anlamı,                                                                   değişen gerçekliğin bakış açısına göre değişebilir.

Şu anda doğru olan, enformasyon ortamında kararlarımızı etkileyen değişikliklerden dolayı yarın yanlış olabilir.

 

Bağlantıcılık kuramı bilgiyi ve bilginin öğrenilmesini post modern bakış açısıyla ele alması ve dijital teknolojilerle ortaya çıkan paradigma değişimini yansıtması açısından önemlidir.

 

Bağlantıcılık kuramında dikkat çeken bir diğer nokta ise Castells’in  ağ toplumu düşüncesi ve McLuhan’ın teknolojiye yönelik düşünceleriyle paralellik taşımasıdır.

 

Toplumun, bütün alanlarında, temel yapılarındaki süreçlerin organizasyonunda, hiyerarşilerden ağlara bir kaymanın yaşanmasıyla birlikte değişmesi durumudur.

 

Castells’in ağ toplumu kuramı iki temel varsayımdan oluşmaktadır.

 

Bunlar holism ve çok kültürlülüktür.

 

Ağ toplumu düşüncesine göre ağlar insan yaşantısının en eski formlarındandır.

 

Bununla beraber World Wide Web (WWW) ve internet ile günümüzde daha aktif ve etken bir yapıya bürünmüşlerdir.                                                                                                                     

 

Ağların bilgiyi saklama, dağıtma, iletme noktasında hızlı ve esnek fırsatlar sunabilmeleri günümüz dünyasında ağ toplumu düşüncesinin de daha fazla önem kazanmasıyla sonuçlanmıştır.

 

Bilgi ağ toplumunda sadece dış gerçekliğin algılanmasıyla öz bilişte değil, bağlantıcı yaklaşımda da ifade edildiği gibi ağlar üzerinde de olmaktadır.

 

Bilgi güçtür ve yönetir, dolayısıyla bilgiye sahip olan bilgiyi yönetir ve güce sahip olur.

 

Bağlantıcılığın ortaya çıktığı dijital bilgi çağında öğrenmeye yönelik bazı eğilimler ise şu şekilde sıralanabilir :

 

 

• Birçok öğrenen hayatları boyunca muhtemelen alanların dışında                                                              farklı ve çeşitli alanlara doğru yöneleceklerdir.

 

• İnformal (yarı yapılandırılmış) öğrenme eylemi,                                                                                    öğrenme deneyimimizin önemli bir parçasıdır.

                                                                                                                                           Formal (yapılandırılmış) öğrenme artık öğrenmenin çoğunluğunu oluşturmamaktadır.

 

·        Öğrenme eylemi; öğrenme toplulukları, kişisel ağlar ve                                                    işimizle ilgili görevleri tamamlamamız gibi farklı yollarla gerçekleşmektedir.

 

• Öğrenme bir ömür boyu süren, devamlı bir süreçtir.

 

Öğrenme ve iş ile ilgili etkinlikler artık birbirinden ayrı değil, çoğu durumda aynıdırlar.

 

• Teknoloji beyinlerimizi (düşünce şekillerimizi) değiştirmektedir.

 

Kullandığımız araçlar düşünme şeklimizi tanımlamakta ve şekillendirmektedir.

 

• Örgütler (topluluklar) ve bireylerin her ikisi de öğrenen organizmalardır.

 

Bilgi yönetimine artan ilgi bireysel ve örgütsel öğrenme arasındaki bağlantıyı açıklayan bir kurama olan gereksinimi vurgulamaktadır.

 

• Daha önceleri öğrenme kuramlarıyla açıklanan birçok süreç (özellikle bilişsel bilgi işleme süreci) artık teknolojiyle desteklenebilmekte veya yerini teknolojiye bırakmaktadır.

 

• Ne ve nasıl bilgisi, artık ihtiyaç duyulan bilginin nerede

bulunabileceğini tanımlayan nerede bilgisiyle tamamlanmaktadır.

 

Bağlantıcılık, dijital çağın öğrenme kuramı olarak ağlar üzerinde                                                   öğrenmeyi açıklayan bir yaklaşımdır .

 

 

 Bağlantıcılık üç farklı düşüncenin bileşiminden doğar:                                                                     Bunlar, kaos teorisi, ağların önemi, karmaşa ve düzenin karşılıklı ilişkisi şeklindedir .

 

Günümüzde nitel (Eski yunan filozofisi) ve nicel bilgiye (Rönesans filozofisi) ek olarak “dağıtık bilgi” üçüncü bir tür olarak ortaya çıkmıştır ve bağlantıcılık, ağlar üzerinde bağlar kurarak bilginin anlamlandırılma süreciyle ilgilidir.

 

Bağlantıcı yaklaşıma göre hemen hemen her şey bir düğüm olabilir.

 

Düğümlerin bir araya gelmesi ağı oluşturur.

 

Düğümlerin arasındaki bağlantı ne kadar güçlüyse, bilgi akışı da o kadar güçlü olur.

 

Ağ bir kez oluşturulunca bilgi bir alandan diğerine akar.

 

Düğümlerin bir araya gelmesiyle oluşan ağ, daha büyük bir ağın düğümü olabilir.

 

 Ağlar üzerindeki otonom, öz-yönelimli ve öz-yönetimli bağlantıcı öğrenenler, kendi öğrenme ihtiyaçlarına göre kendi öğrenme çevrelerini yaratırlar.

 

Downes bağlantıcılık yaklaşımının prensiplerini kullanan çevrimiçi bir ortamın otonomi, çeşitlilik, açıklık, bağlanmışlık ve etkileşim  özelliklerini göstereceğini ifade etmektedir.

 

Otonomi, öğrenene nerede, ne zaman, nasıl, kiminle ve hatta

ne öğreneceği konusunda karar verebilmesine olanak sağlar.

 

Çeşitlilik popülasyonun heterojen bir yapıda olmasını ifade eder.

 

Bu şekilde düşünce bazında da çeşitlilik yaşanır.

 

Açıklık kavramı her açıdan açıklığı ifade eder.

 

Açıklık, öğrenenin tüm süreç boyunca hiçbir engel ile karşılaşmamasıdır.

 

Bağlanmışlık ve etkileşim ise otonomi, çeşitlilik ve açıklık öğelerini

mümkün kılan özelliklerdir.

 

Siemens , bir örnekle bilgi ve bilgiye erişim sağlanmasını şu şekilde açıklamaktadır.

 

Bilgiye dayalı bir ekonomide, bilginin akışının sağlandığı kanallar endüstriye dayalı bir ekonomide önem arz eden petrol borularına benzetilmektedir.

 

Bu örneğe göre petrol boruları, içindeki petrolden (içerikten) daha önemlidir.

 

Yani bilgiye erişebilmeyi sağlayan kanallar bilginin kendisinden daha önemlidir çünkü bu kanallar güncel ve doğru bilgiye ulaşabilmeyi sağlayan araçlarıdır.

 

Yarın için neye ihtiyacımız olacağını bilme becerisi

bugün bildiğimizden daha önemlidir.

 

Bilgi, gelişip evrildikçe, ihtiyaç duyulana erişebilmek öğrenenin

mevcut durumda sahip olduğu bilgiden daha önemlidir.

 

Bilgiye ihtiyaç duyulduğunda ancak ihtiyaç duyulan bilginin nerede olduğu bilinmediğinde, öğrenme ihtiyacını karşılayabilecek kaynaklara bağlanabilmek yaşamsal bir beceridir.

 

Geleneksel öğrenme kuramları öğrenmenin nasıl gerçekleştirildiğine önem verirken, öğrenilen bilginin değerini göz ardı etmektedirler.

 

Davranışçı, bilişsel ve yapılandırmacı yaklaşımlar öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini açıklayabilen, ancak teknolojinin öğrenme sürecini baskın bir şekilde etkilemediği zamanlarda geliştirilen öğrenme kuramlarıdır.

 

 

Bahsedilen bu kuramlar insan varlığı dışında öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini açıklamakta yetersiz kalmakta ve ihtiyaç duyulan güncel ve doğru bilginin önemini öğrenme sürecinde ele almamaktadır.

 

Ortaya çıkan bu boşluğu ise bağlantıcı yaklaşım doldurmaktadır.

 

Bağlantıcılığı diğer öğrenme kuramlarından ayıran özelliklerden

birisi de bağlantıcılığın düşünme şeklidir.

 

Bağlantıcı yaklaşımda öğrenme geleneksel yaklaşımlarda olduğu gibi bir zincir halinde aşamalı değildir.

 

Geleneksel öğrenme yaklaşımları doğrusal düşünürken,

bağlantıcı yaklaşım bir ağ gibi düşünür.

 

Öğrenenler, bilgiye erişir, anlamlandırır ve içselleştirir.

 

Geleneksel öğrenme yaklaşımlarının

sahip olduğu sınırlılıklardan birisi de örgütsel

öğrenme biçimini açıklamakta yetersiz kalmasıdır.

 

Bağlantıcılık, öğrenmeyi bireysel ve örgütsel olarak açıklamaktadır.

 

Buna karşın geleneksel öğrenme kuramları öğrenmeyi bireyin biliş düzeyinde ele almakta, toplulukların örgütsel öğrenme biçimini açıklamamaktadır.

 

Bağlantıcılık, George Siemens ve Stephen Downes tarafından ortaya atılan dijital çağda ağlar üzerinde hem bireysel hem de örgütsel öğrenmeyi açıklayan yeni bir öğrenme kuramıdır.

 

Bağlantıcılık, geleneksel öğrenme kuramlarının dijital çağda ağlar üzerinde öğrenmeyi açıklamakta yetersiz kaldığını, dolayısıyla bağlantıcılığın bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığını ifade etmektedir.

 

 

Bununla beraber, bağlantıcılık geleneksel öğrenme kuramlarını                                                              göz ardı eden bir yaklaşım değildir.

 

Bağlantıcılık, geleneksel  öğrenme ortamlarında davranışçı, bilişsel ve yapılandırmacı gibi geleneksel yaklaşımların işe koşulabileceğini ifade ederken ağlar üzerinde bireysel ve örgütsel öğrenmeyi bağlantıcılığın açıklayabildiğini ileri sürmektedir.

 

Bağlantıcılık bir sistem yaklaşımıdır.

 

Düğümler bir araya gelerek ağları oluşturur.

 

Her ağ kendinden daha büyük bir ağın düğümü olabilir

veya benzer şekilde o ağın içerisindeki bir düğüm başka bir ağ olabilir.

 

Bağlantıcı düşüncede ağların bu yapısıyla oluşma şekli

kaotik ve aynı zamanda sistemlidir.

 

Ağların yapılanma şekli doğadaki sistem düşüncesiyle bu noktada benzerlik göstermektedir ve doğrusal bir yapılanmaya sahip geleneksel öğrenme kuramlarının aksine ağlar üzerinde yer alan öğrenenler için doğal ağ düşüncesini benimseyen daha doğru ve bilindik bir öğrenme modelidir.

 

Öğrenen kendi gereksinim ve ihtiyacına göre

öğrenme ortamını geliştirip ağlara bağlanabilmektedir.

 

Ağların sınırı öğrenenin ağlar üzerinde ne kadar ilerlemek istediğiyle ilgilidir.

 

Öğrenen her defasında daha büyük bir ağa bağlanarak daha geniş bir bakış açısıyla bilgiyi anlamlandırabilir.

 

Ağlar, bu özelliğiyle sınırı öğrenen tarafından çizilen

bir bilgi eko sistemi gibi davranmaktadır.

 

Bağlantıcılık yaşam boyu öğrenmenin önem kazandığı günümüzde bilginin, öğrenmenin ve bilgi kaynaklarına erişimin nasıl olacağına dair farklı bir bakış açısı geliştirmekte; öğrenmenin giderek ağ teknolojilerine dayalı olarak çevrimiçi ortamlarda gerçekleştiği günümüzde öğrenmeyi açıklamakla kalmamakta bilginin tanımını ve işlevini post modern düşünceyle açıklamaktadır.

 

Bu bağlamda bağlantıcılık insanların sürekli bilgi akışına maruz kaldıkları ve bilginin katlanarak arttığı günümüzde öğrenmenin nasıl gerçekleştiği ve öğrenenlerin sahip olması gereken beceriler hakkında öğretenlere ve öğrenenlere yol haritası çizmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KRİZİ ‘ÇOKLUK’ KAVRAMIYLA ANLAMAK: BİYOPOLİTİKA, GÜÇ VE İÇKİNLİK   Başlangıç olarak , sözlükteki karşılıklarına bakılırsa,  halk ’ın söz...