AĞ TOPLUMU
Nesnel gerçekliği sağlayan dış bilgi;gerçekliğin
öznel, içsel oluşumunu tanımlayan iç bilgi; son olarak dış dünya ve iç dünya
arasındaki bağlantıyı kurmayı sağlayan sezgisel bilgidir.
Bu görüşe ek olarak genel anlamda iki
türlü bilginin varlığından bahsedebiliriz.
Bunlardan birincisi açık bilgi, diğeri
ise örtük bilgidir.
Açık
bilgiyi gerçekler, kurallar ve ilişkiler gibi doğruluğunu tartışmaya ihtiyaç
duymadığımız ve erişilebilir ortamlarda yer alan bilgi olarak tanımlamaktadır.
Açık bilgi, ifade edilebilir ve
aktarılabilir bilgidir. Diğer
bilgi türü ise Polanyi tarafından ifade edilen örtük bilgidir.
Örtük bilgi sezgiseldir ve doğrudan
ifade edilmesi güç olan bilgidir. Genellikle
keşif ve deneyim yoluyla elde edilir.
Moggridge, açık bilgiyi bir buzdağının su
seviyesinin üstünde görünen kısmına benzetmektedir.
Örtük bilgi ise doğrudan gözlenemez ve
su seviyesinin altındadır.
Bir buzdağını bütünüyle anlamak, tüm kitleye ilişkin bilgi sahibi olmak
için hem su seviyesi üstündeki hem de su seviyesi altındaki kısmın bilgisine
sahip olmak gerekir.
Açık ve örtük bilgi, buzdağı örneğinde
olduğu gibi birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları gibidir. Tek farkları
açık bilgi somut; örtük bilgi ise soyut, gizil bir yapıdadır.
Günümüzde bilginin sahip olduğu farklı
düzeyleri ve süreçleri ifade etmek için bilgiyi tanımlayan farklı kavramlar
kullanılmaktadır.
Kavramlar
veri , enformasyon, bilgi ve bilgeliktir.
Veri : Araştırma, yaratma, toplama ve
keşif yoluyla elde edilir.
Yapılandırılmamış, işlenmemiş ham
gerçeklerdir.
• Enformasyon: Bir bağlam içerisinde
yer alan veri enformasyondur.
Çıkarım yapabilmek için
organize edilen veridir.
Enformasyon veriye göre daha fazla
yapılandırılmıştır ve daha fazla anlamı vardır.
• Bilgi: Farklı açılardan bakma ve
deneyim yoluyla oluşur.
Enformasyonun statik
yapısına karşın, bilgiye anlam yüklendiği için dinamiktir.
• Bilgelik: Anlamanın nihai aşamasıdır.
Bilgi gibi bilgelik de kişiyle anlam bulur,
kişinin içinde yaşar.
Veri ve enformasyon geçmişle ilgilenir;
gerçekler geçmişte toplanır ve
bir bağlama sokulur.
Bilgi şimdiyle ilgilidir; içselleşir ve
bir parçamız olur.
Bununla beraber bilgelik gelecekle
ilgilidir.
Bilgelik şu anda veya geçmişte ne
olduğuyla ilgilenmez.
Bilgelikle gelecekte ne olacağıyla
ilgileniriz.
Bu kavramlar arasındaki ilişkiyi kısaca
özetlersek veri enformasyonun, enformasyon bilginin, bilgi ise bilgeliğin
hammaddesidir.
Sümerlilerin
M.Ö 3000’li yıllarda yazıyı, 1450 yılında Gutenberg’in matbaayı icat etmesi
bilginin saklanması, yayılması ve bilgiye erişilmesi noktasında tarihteki
önemli dönüm noktalarıdır.
Bununla
beraber 1969 yılında ARPANET, 1989 yılında World Wide Web’in ve1993 yılında ilk
internet tarayıcısının icadı ile insanların ağa erişimin sağlanması ise bilginin
kaderini değiştiren; bilgi çağı, dijital çağ gibi isimlerle adlandırılan bir
devrin başlamasının en önemli nedenlerindendir.
Gerçek hayatta olduğu gibi ağlar
üzerinde de bir bilgi eko sistemi vardır.
Bilgi, ağ toplumunda ağın sınırları ile
aynı sınırlıklara sahiptir.
Bilgi edilgen, bilen etken olduğu
sürece bilginin sınırları ister öz biliş olsun ister meta biliş olsun, anlam ve
varlık bulduğu ortamın sınırlılıkları ile aynı olacaktır.
Ancak, semantik unsurlar geliştikçe, ağ
üzerinde edilgen yapıda bulunan bilgi gittikçe etken bir yapıya dönüşecektir.
BİLGİ - KOLEKTİF BİLGİ
Birey ve biliş vardır.
Ağa bağlanan bireyler ve meta biliş
vardır.
Biliş
insan beyninde gerçekleşen organik bir süreçtir.
Biliş küresel beyinde (ağlarda)
gerçekleşen sanal bir süreçtir.
Anlam içselleştirmeyle oluşur.
Anlam bağlar kurarak oluşur.
Bilen-Bilinen: İnsan ve gerçekler
arasındaki ilişkiden doğar.
Bilen ve bilinen: İnsanlar ve ağlardaki
bilginin işlenmesinden doğar.
Birey biliş sürecinde kuluçkadır, biliş
zihinde oluşur.
Birey biliş sürecinde algılayıcıdır,
biliş ağlarda oluşur.
Gerçek bir hayat vardır ve insanlar bu
hayatın bir parçasıdır.
Sanal bir hayat vardır ve insanlar bu
hayatın parçasıdır.
Bireysel biliş.
Kolektif biliş.
Bilgiyi bilmek önemlidir.
Bilginin nerede olduğunu bilmek ve
örüntüler arasında ilişki kurabilmek önemlidir
Doğru bilgiye muhakeme edilerek
ulaşılır.
Doğru bilgiye filtreleyerek ulaşılır
Bilgi güçtür, bilgiyi yöneten güce
sahip olur.
Bilgi güçtür, bilgiyi yöneten güce
sahip olur.
McLuhan’a göre elektronik çağ olarak
nitelenen günümüz dünyası ağlar tarafından sarılmıştır ve dijital ağlar
insanların organik sinir sistemlerinin bir uzantısıdır.
Bilginin yarı ömrü Machlup (1962)
tarafından ortaya atılan bir kavramdır.
Bu tanıma göre günümüzde bilgiye
erişildiğinde bilgi çoktan doğru ve güncel olarak kabul
edilecek ömrünün yarısına ulaşmıştır.
Yeni bilgilerin çok hızlı bir şekilde
ortaya çıkması eski bilgilerin güncelliğini yitirmesine sebep olmakta, bilginin
güncelliği yıllardan aylara kadar düşebilmektedir.
İnternetin icat edilmesiyle yaklaşık
son 25 yılda elde edilen bilgi
neredeyse tüm insanlık tarihi boyunca
elde edilen bilgi miktarına eşittir.
Bu gerçek bizlere bilgi yönetiminin
önemini bir kez daha göstermektedir.
Fuller’e göre bilgi günümüzde katlanarak
artmaktadır ve her geçen gün bilginin yarı ömrü için atfedilen zaman giderek
daha da kısalmaktadır.
Fuller, 1900’lü yıllara kadar bilginin
yaklaşık her yüzyılda bir katlandığını, İkinci Dünya Savaşının sonunda bu
sürenin 25 yıla düştüğünü, günümüzde ise her 18 ayda bir bilginin katlanarak
büyüdüğünü ifade etmektedir.
Büyümenin hızı gittikçe artmaktadır.
IBM (2006) bilginin katlanma hızının
yakın gelecekte aylara, haftalara, günlere ve hatta saatlere kadar düşeceğini
ifade etmektedir.
Siemens’in
(2006) ağ yapısı düşüncesine göre bilginin devinimi bireyde, grupta veya
toplumda bilginin üretilmesiyle başlar aşağıda yer alan basamaklardan geçer:
•
Birlikte oluşturma,
•
Yayılım
•
Kilit fikirlerin iletimi,
•
Kişiselleştirme,
•
Uygulama
Hiyerarşik
yapıların statik yapısına karşın ağlar dinamiktir ve bu
durum bilginin doğasını da doğrudan ilgilendirmektedir.
Bağlantıcılık,
dijital çağda ağlar üzerinde öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini açıklayan bir kuram
olarak açıklamaktadır.
Bağlantıcılığa
göre öğrenmenin, yani bilgiyi edinmenin ön koşulu ağlara katılmak, ağ
oluşturmak ve bu ağlarda yer alan örüntüleri anlamlandırmaktan geçer.
Siemens,
dijital çağda önemli olan ile önemli olmayan bilgi arasındaki farkın ayrımına
varmanın çok değerli olduğunu, yarın neye ihtiyacımız olacağını bilme
becerisinin bugün bilinenden daha önemli olduğunu ifade etmektedir.
Bir
ağ yapısı düğümler ve o düğümleri birbiriyle ilişkilendiren bağlardan oluşur.
Bağlantıcılığa göre hemen hemen her şey bir düğüm olabilir.
Düşünceler,
duygular, başkalarıyla etkileşimler, yeni bir veri veya enformasyon
da bir düğüm olabilir.
Bu
düğümlerin bir araya gelmesi ağı oluşturur.
Ağ
bir kez oluşturulunca bilgi bir alandan diğerine akar.
Düğümlerin
arasındaki bağlantı ne kadar güçlüyse, bilgi akışı da o kadar güçlü olur.
Bağlantıcılık
bilginin sadece bilişsel bir süreç olmadığını, bilginin ve gerçeğin farklı biçimler
şeklinde de olabileceğini iddia etmektedir.
Bağlantıcılığın
prensipleri ise aşağıdaki gibidir:
•
Öğrenme ve bilgi, fikirlerin çeşitliliğinde yatar.
•
Öğrenme, belirli düğümlerin veya bilgi kaynaklarının bağlanma sürecidir.
•
Öğrenme, insanın bilişi dışında (insan dışı durum veya ortamlarda)
gerçekleşebilir.
•
Öğrenme kapasitesi, şu anda bilinenden daha önemlidir.
•
Öğrenmenin devamlılığını sağlamak için bağları devam ettirmeli ve beslemeliyiz.
•
Alanlar, fikirler ve kavramlar arasındaki bağları görebilmek temel beceridir.
•
Tüm bağlantıcı öğrenme etkinliklerinin amacı doğru, güncel bilgidir.
•
Karar verme sürecinin kendisi bir öğrenme sürecidir.
Neyin
öğrenileceğine karar vermek ve yeni bilginin anlamı, değişen
gerçekliğin bakış açısına göre değişebilir.
Şu
anda doğru olan, enformasyon ortamında kararlarımızı etkileyen değişikliklerden
dolayı yarın yanlış olabilir.
Bağlantıcılık
kuramı bilgiyi ve bilginin öğrenilmesini post modern bakış açısıyla ele alması
ve dijital teknolojilerle ortaya çıkan paradigma değişimini yansıtması
açısından önemlidir.
Bağlantıcılık
kuramında dikkat çeken bir diğer nokta ise Castells’in ağ toplumu düşüncesi ve McLuhan’ın teknolojiye
yönelik düşünceleriyle paralellik taşımasıdır.
Toplumun,
bütün alanlarında, temel yapılarındaki süreçlerin organizasyonunda,
hiyerarşilerden ağlara bir kaymanın yaşanmasıyla birlikte değişmesi durumudur.
Castells’in
ağ toplumu kuramı iki temel varsayımdan oluşmaktadır.
Bunlar
holism ve çok kültürlülüktür.
Ağ
toplumu düşüncesine göre ağlar insan yaşantısının en eski formlarındandır.
Bununla
beraber World Wide Web (WWW) ve internet ile günümüzde daha aktif ve etken bir
yapıya bürünmüşlerdir.
Ağların
bilgiyi saklama, dağıtma, iletme noktasında hızlı ve esnek fırsatlar sunabilmeleri
günümüz dünyasında ağ toplumu düşüncesinin de daha fazla önem kazanmasıyla sonuçlanmıştır.
Bilgi
ağ toplumunda sadece dış gerçekliğin algılanmasıyla öz bilişte değil,
bağlantıcı yaklaşımda da ifade edildiği gibi ağlar üzerinde de olmaktadır.
Bilgi
güçtür ve yönetir, dolayısıyla bilgiye sahip olan bilgiyi yönetir ve güce sahip
olur.
Bağlantıcılığın
ortaya çıktığı dijital bilgi çağında öğrenmeye yönelik bazı eğilimler ise şu
şekilde sıralanabilir :
•
Birçok öğrenen hayatları boyunca muhtemelen alanların dışında farklı
ve çeşitli alanlara doğru yöneleceklerdir.
•
İnformal (yarı yapılandırılmış) öğrenme eylemi, öğrenme
deneyimimizin önemli bir parçasıdır.
Formal
(yapılandırılmış) öğrenme artık öğrenmenin çoğunluğunu oluşturmamaktadır.
·
Öğrenme eylemi; öğrenme toplulukları, kişisel ağlar ve işimizle
ilgili görevleri tamamlamamız gibi farklı yollarla gerçekleşmektedir.
•
Öğrenme bir ömür boyu süren, devamlı bir süreçtir.
Öğrenme
ve iş ile ilgili etkinlikler artık birbirinden ayrı değil, çoğu durumda aynıdırlar.
•
Teknoloji beyinlerimizi (düşünce şekillerimizi) değiştirmektedir.
Kullandığımız
araçlar düşünme şeklimizi tanımlamakta ve şekillendirmektedir.
•
Örgütler (topluluklar) ve bireylerin her ikisi de öğrenen organizmalardır.
Bilgi
yönetimine artan ilgi bireysel ve örgütsel öğrenme arasındaki bağlantıyı
açıklayan bir kurama olan gereksinimi vurgulamaktadır.
•
Daha önceleri öğrenme kuramlarıyla açıklanan birçok süreç (özellikle bilişsel bilgi
işleme süreci) artık teknolojiyle desteklenebilmekte veya yerini teknolojiye bırakmaktadır.
•
Ne ve nasıl bilgisi, artık ihtiyaç duyulan bilginin nerede
bulunabileceğini
tanımlayan nerede bilgisiyle tamamlanmaktadır.
Bağlantıcılık,
dijital çağın öğrenme kuramı olarak ağlar üzerinde öğrenmeyi
açıklayan bir yaklaşımdır .
Bağlantıcılık üç farklı düşüncenin bileşiminden
doğar: Bunlar,
kaos teorisi, ağların önemi, karmaşa ve düzenin karşılıklı ilişkisi şeklindedir
.
Günümüzde
nitel (Eski yunan filozofisi) ve nicel bilgiye (Rönesans filozofisi) ek olarak
“dağıtık bilgi” üçüncü bir tür olarak ortaya çıkmıştır ve bağlantıcılık, ağlar üzerinde
bağlar kurarak bilginin anlamlandırılma süreciyle ilgilidir.
Bağlantıcı
yaklaşıma göre hemen hemen her şey bir düğüm olabilir.
Düğümlerin
bir araya gelmesi ağı oluşturur.
Düğümlerin
arasındaki bağlantı ne kadar güçlüyse, bilgi akışı da o kadar güçlü olur.
Ağ
bir kez oluşturulunca bilgi bir alandan diğerine akar.
Düğümlerin
bir araya gelmesiyle oluşan ağ, daha büyük bir ağın düğümü olabilir.
Ağlar üzerindeki otonom, öz-yönelimli ve
öz-yönetimli bağlantıcı öğrenenler, kendi öğrenme ihtiyaçlarına göre kendi
öğrenme çevrelerini yaratırlar.
Downes
bağlantıcılık yaklaşımının prensiplerini kullanan çevrimiçi bir ortamın otonomi,
çeşitlilik, açıklık, bağlanmışlık ve etkileşim özelliklerini göstereceğini ifade etmektedir.
Otonomi,
öğrenene nerede, ne zaman, nasıl, kiminle ve hatta
ne
öğreneceği konusunda karar verebilmesine olanak sağlar.
Çeşitlilik
popülasyonun heterojen bir yapıda olmasını ifade eder.
Bu
şekilde düşünce bazında da çeşitlilik yaşanır.
Açıklık
kavramı her açıdan açıklığı ifade eder.
Açıklık,
öğrenenin tüm süreç boyunca hiçbir engel ile karşılaşmamasıdır.
Bağlanmışlık
ve etkileşim ise otonomi, çeşitlilik ve açıklık öğelerini
mümkün
kılan özelliklerdir.
Siemens
, bir örnekle bilgi ve bilgiye erişim sağlanmasını şu şekilde açıklamaktadır.
Bilgiye
dayalı bir ekonomide, bilginin akışının sağlandığı kanallar endüstriye dayalı bir
ekonomide önem arz eden petrol borularına benzetilmektedir.
Bu
örneğe göre petrol boruları, içindeki petrolden (içerikten) daha önemlidir.
Yani
bilgiye erişebilmeyi sağlayan kanallar bilginin kendisinden daha önemlidir çünkü
bu kanallar güncel ve doğru bilgiye ulaşabilmeyi sağlayan araçlarıdır.
Yarın
için neye ihtiyacımız olacağını bilme becerisi
bugün
bildiğimizden daha önemlidir.
Bilgi,
gelişip evrildikçe, ihtiyaç duyulana erişebilmek öğrenenin
mevcut
durumda sahip olduğu bilgiden daha önemlidir.
Bilgiye
ihtiyaç duyulduğunda ancak ihtiyaç duyulan bilginin nerede olduğu
bilinmediğinde, öğrenme ihtiyacını karşılayabilecek kaynaklara bağlanabilmek
yaşamsal bir beceridir.
Geleneksel
öğrenme kuramları öğrenmenin nasıl gerçekleştirildiğine önem verirken, öğrenilen
bilginin değerini göz ardı etmektedirler.
Davranışçı,
bilişsel ve yapılandırmacı yaklaşımlar öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini açıklayabilen,
ancak teknolojinin öğrenme sürecini baskın bir şekilde etkilemediği zamanlarda geliştirilen
öğrenme kuramlarıdır.
Bahsedilen
bu kuramlar insan varlığı dışında öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini açıklamakta yetersiz
kalmakta ve ihtiyaç duyulan güncel ve doğru bilginin önemini öğrenme sürecinde ele
almamaktadır.
Ortaya
çıkan bu boşluğu ise bağlantıcı yaklaşım doldurmaktadır.
Bağlantıcılığı
diğer öğrenme kuramlarından ayıran özelliklerden
birisi
de bağlantıcılığın düşünme şeklidir.
Bağlantıcı
yaklaşımda öğrenme geleneksel yaklaşımlarda olduğu gibi bir zincir halinde
aşamalı değildir.
Geleneksel
öğrenme yaklaşımları doğrusal düşünürken,
bağlantıcı
yaklaşım bir ağ gibi düşünür.
Öğrenenler,
bilgiye erişir, anlamlandırır ve içselleştirir.
Geleneksel
öğrenme yaklaşımlarının
sahip
olduğu sınırlılıklardan birisi de örgütsel
öğrenme
biçimini açıklamakta yetersiz kalmasıdır.
Bağlantıcılık,
öğrenmeyi bireysel ve örgütsel olarak açıklamaktadır.
Buna
karşın geleneksel öğrenme kuramları öğrenmeyi bireyin biliş düzeyinde ele
almakta, toplulukların örgütsel öğrenme biçimini açıklamamaktadır.
Bağlantıcılık,
George Siemens ve Stephen Downes tarafından ortaya atılan dijital çağda ağlar
üzerinde hem bireysel hem de örgütsel öğrenmeyi açıklayan yeni bir öğrenme
kuramıdır.
Bağlantıcılık,
geleneksel öğrenme kuramlarının dijital çağda ağlar üzerinde öğrenmeyi açıklamakta
yetersiz kaldığını, dolayısıyla bağlantıcılığın bir ihtiyaç olarak ortaya
çıktığını ifade etmektedir.
Bununla
beraber, bağlantıcılık geleneksel öğrenme kuramlarını göz
ardı eden bir yaklaşım değildir.
Bağlantıcılık,
geleneksel öğrenme ortamlarında
davranışçı, bilişsel ve yapılandırmacı gibi geleneksel yaklaşımların işe
koşulabileceğini ifade ederken ağlar üzerinde bireysel ve örgütsel öğrenmeyi
bağlantıcılığın açıklayabildiğini ileri sürmektedir.
Bağlantıcılık
bir sistem yaklaşımıdır.
Düğümler
bir araya gelerek ağları oluşturur.
Her
ağ kendinden daha büyük bir ağın düğümü olabilir
veya
benzer şekilde o ağın içerisindeki bir düğüm başka bir ağ olabilir.
Bağlantıcı
düşüncede ağların bu yapısıyla oluşma şekli
kaotik
ve aynı zamanda sistemlidir.
Ağların
yapılanma şekli doğadaki sistem düşüncesiyle bu noktada benzerlik
göstermektedir ve doğrusal bir yapılanmaya sahip geleneksel öğrenme kuramlarının
aksine ağlar üzerinde yer alan öğrenenler için doğal ağ düşüncesini benimseyen daha
doğru ve bilindik bir öğrenme modelidir.
Öğrenen
kendi gereksinim ve ihtiyacına göre
öğrenme
ortamını geliştirip ağlara bağlanabilmektedir.
Ağların
sınırı öğrenenin ağlar üzerinde ne kadar ilerlemek istediğiyle ilgilidir.
Öğrenen
her defasında daha büyük bir ağa bağlanarak daha geniş bir bakış açısıyla
bilgiyi anlamlandırabilir.
Ağlar,
bu özelliğiyle sınırı öğrenen tarafından çizilen
bir
bilgi eko sistemi gibi davranmaktadır.
Bağlantıcılık
yaşam boyu öğrenmenin önem kazandığı günümüzde bilginin, öğrenmenin ve bilgi
kaynaklarına erişimin nasıl olacağına dair farklı bir bakış açısı
geliştirmekte; öğrenmenin giderek ağ teknolojilerine dayalı olarak çevrimiçi
ortamlarda gerçekleştiği günümüzde öğrenmeyi açıklamakla kalmamakta bilginin tanımını
ve işlevini post modern düşünceyle açıklamaktadır.
Bu
bağlamda bağlantıcılık insanların sürekli bilgi akışına maruz kaldıkları ve
bilginin katlanarak arttığı günümüzde öğrenmenin nasıl gerçekleştiği ve
öğrenenlerin sahip olması gereken beceriler hakkında öğretenlere ve öğrenenlere
yol haritası çizmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder